Tek Kelimeyle Efsane AŞK’lar

Sizce de dünyanın en güzel kelimesi “Seviyorum” değil mi? Geçtiğimiz zamanda aşklarıyla iz bırakan çiftlerin hikayelerini ve aşklarının en ilham veren taraflarını hatırlıyoruz.

TUTKU

Jane Birkin & Serge Gainsburg 

Serge Gainsbourg ve Jane Birkin’in 1968’de St. Tropez’de başlayan efsane aşkları, uzun yıllar tutku ve çalkantı ile devam etti. İkilinin cesur aşkı, bugün hala pek çok kişi için aşkın özgürlük ve tutku tarafına ilham veriyor.

‘Slogan’ filminin setinde tanışan çift, yemek yedikleri ilk akşam aşkın büyüsüne kapılmışlardı. Aralarında 18 yaş farkı olan Serge ve Jane’in hayatları bundan sonra birbirinin etki alanından çıkamayacaktı.

Jane, “Dünyanın en hüzünlü gözlerine ve en güzel ağzına sahip” diye bahsettiği Serge ile 11 yıl beraber kaldı. Ancak evin bir tarafında içkileri, karanlığı, lüks eşyaları ve piyanolarıyla kendi kendine yaşayan Serge, Jane’in bu ilişkiye dair umudunu kaybetmesine neden oldu. Kızları Charlotte’u da alarak evi terk etti.

Geçen yıllar içinde yakın dostluklarını ve tuhaf bir düşkünlüğe dönüşen çift, aşklarını korudular. Serge 1991’de hayatını kaybedene kadar…

 

AİDİYET

Elizabeth Taylor Richard Burton 

“Film gibi bir aşk” sözüne yakışacak şekilde, ikili 1963 yılında ‘Kleopatra’ filminin setinde tanıştılar. Filmin ilk öpüşme sahnesinde birbirlerinden ayrılamadıkları için yönetmenin defalarca ‘kesiyoruz’ demek zorunda kaldığı bir masal gibi anlatılır. Ancak ikili için bu aşkı yaşamak çok kolay olmadı, çünkü bu hislere kapıldıklarında her ikisi de evliydi. Ancak onlar tüm eleştirilerle yüzleşip, yola beraber devam ettiler. Her türlü baskıya rağmen Elizabeth Taylor, “Richard ve benim inanılmaz bir uyumumuz var. Birbirimize doyamıyoruz.” açıklamasını yaptı. Fakat birlikte geçen yıllarda, birbirlerine karşı olağanüstü tutkularına rağmen ilişki alkolizm ve hiç bitmeyen kavgalar yüzünden yıprandı. Aşık olmak, mutlu olmanın garantisi değildi. İlk evlilik Richard, Elizabeth’i genç bir aktrisle aldatana kadar devam etti. Ancak ayrılık çok uzun sürmedi; birbirlerine duydukları aidiyet o kadar güçlüydü ki; ikili 2 yıl sonra ikinci kez evlendi. Ancak aynı kavgaların başlaması sadece bir kaç hafta sürdü ve ikinci kez ayrıldılar.

Elizabeth ve Richard ayrılmalarına rağmen her zaman birbirlerine düşkündüler. Sık sık bir araya geldiler. İlerleyen yıllarda onunla yapılan bir röportajda “Eğer Richard yaşasaydı kesinlikle yine evlenirdik” demekten kaçınmadı.

Onların aşkı tükenmeyecek aşklardandı. Bu aşka rağmen neden bir türlü birlikte yapamadıkları sorulduğunda Elizabeth “Belki de birbirimizi haddinden fazla sevdik.” dedi.

 

ÖZLEM

Nazım Hikmet & Piraye

Özlemle, sabırla yoğrulmuş bir hikaye onlarınki. Nazım Hikmet ve Piraye Hanım tanıştıklarında, Piraye Hanım eşinden ayrılmış, iki çocuğu ile yaşıyordu. Nazım Hikmet ise o dönem ciddi ilişkileri rafa kaldırmıştı. Ama kendi tabiriyle “alev saçlı ve akıllı” Piraye’yi tanıyınca kararı tümüyle değişti. Nazım O’nda huzuru ve dinginliği buldu. Ancak ikilin 16 yıl süren aşkında yargılamalar ve tutukluluklar sebebiyle ancak üç seneyi birlikte geçirebildiler.

Evliliklerinden Mehmet Nazım adında bir oğulları dünyaya geldi. Piraye, Nazım’ın 1933’ten 1950’ye kadar kendisine gönderdiği mektuplar sayesinde tam on bir yıl sabırla, aşkının yolunu bekledi.

 

SADAKAT

Sadri Alışık & Çolpan İlhan 

Çolpan İlhan’la Sadri Alışık “Kalpaklılar” filminde tanışırlar. “Yalnızlar Rıhtımı” ise onları birbirine bağlar. Bir ömür süren bu aşk hikayesinin deli dolu aşığı Sadri Alışık iken, fedakarlık ve özveriyle aşkını büyüteni ise Çolpan İlhan olur. Hatta bir röportajında şöyle anlatır, “Karadeniz’e film çekmeye gitmişti ilişkinin başlarında. Cep telefonu olmadığı gibi normal telefon da yok. Dağ başında kilometrelerce yürüyüp jandarmanın oradan gece yarıları telefon ederdi. ‘Onca yolu gitme, etme’ derdim nafile. Bir keresinde de gece kapı çaldı. Annem bendeydi, postacıyı görünce, babama bir şey oldu diye korktuk. Telgraf Sadri’dendi. Oysa biraz önce telefonla konuşmuştuk. Şu satırlar yazılıydı telgrafta; ‘Sana seni seviyorum demeyi unuttum da

Bazen zorluklarla ama çoğu zaman mutlulukla geçen hayatları boyunca hiç ayrılmadılar. Sadri Alışık’ın hastalığı ile mücadele ettiği günler dahil, elleri hiç ayrılmadı.

Ölümünden sonra Çolpan İlhan, tüm enerjisini onun anısını yaşatmaya ayırdı. 1997 yılında eşinin hatırasını yaşatmak için “Sadri Alışık Kültür Merkezi”ni kurdu. Çolpan İlhan’ın sevgili dayısı büyük şair Atilla İlhan’ın da dediği gibi onların hikayesinde “Ayrılık da sevdaya dahil…”

 

SONSUZLUK

Yıldız Kenter & Şükran Güngör 

1957 yılında tanıştılar. Hayatlarının ilk gençlik yılları geride kalmıştı. Yıldız Kenter daha önce evlenmiş, Leyla isimli bir kızı vardı. Şükran Güngör’ü ilk kez sahnede Dünkü Çocuk’u izlemeye gittiğinde gördü. İlk görüşte aşktı onunki. Başlarda çok iyi anlaşan bir ikili değillerdi. Birbirleri ile bir hayatı tamamlayıp, birlikteliklerinde huzur ve mutluluk bulan çift, Yıldız Kenter’in annesinin Şükran’ı kızına uygun görmemesi ve Güngör’ün annesinin, daha önce evlenmiş ve bir çocuk sahibi olması nedeniyle Yıldız’ı istememesine rağmen, kimseyi dinlemeyerek nikah masasına oturdular. Hem de herkesten gizli, oynadıkları Pembe Kadın oyunundan hemen sonra. Balayına gitmediler, kendilerine ait bir evleri bile yoktu. Ertesi gün tekrar sahnedeydiler, bu sefer karı koca olarak. Yine Pembe Kadın oyununu sahnelediler. Ailelerinin evlendiklerinden haberi yoktu. Bir süre ailelerinin yanında kalarak, durumu bu şekilde idare ettiler. Sonrasında işler yoluna girdi.

Birlikte ömür boyu yaşayacakları Bebek’teki evlerine taşındılar. Birlikte Kenter Tiyatro’sunu kurdular. Kenter, Güngör’ün hastalık günlerinde de yine aşkının, hayat, yol arkadaşının yanındaydı. 2002 yılında aramızdan ayrıldı Şükran Güngör. Yıldız Kenter için değişen bir şey yok gibi, seven herkes gibi… Vakit buldukça Şükran’a mektup yazdığını söylüyor, böyle dindirmeye çalışıyor özlemini… O mektuplardan kısa bir bölüm:
Şimdi de onunla beraberim. Ben ölünce bitecek Şükran… Benim için tabii… Bir tek şeyim var; hep söylediğim gibi dokunamıyorsun, sarılamıyorsun.

 

BEKLEYİŞ 

Özdemir Asaf & Sabahat Tezakın 

Bir filmi andıran hikayede; Sabahat Hanım ve Özemir Asaf, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrencidirler. Tıpkı filmlerdeki gibi Özdemir Asaf, onu görür görmez aşık olur. Bin kişilik sınıfta her gün onun için yer tutar. Ancak Sabahat Hanım okul değiştirir.

Okulda her gün onun yolunu gözleyen Özdemir Asaf, bu ayrılığın acısıyla yataklara düşer ve sürekli Sabahat Hanım’ın adını sayıklar. Ailelerin araya girmesiyle çift kavuşur.

Özdemir Asaf’ın, Selma Tezakın’a 1944- 1959 yılları arasında 15 yıl boyunca yazdığı mektuplar, yazıldığı yıllara ait görsel belgelerle Sana Mektuplar adı ile kitaplaştırıldı. Kitaplaştıran kişi ise, Özdemir Asaf ve Sabahat Hanım’ın tek çocukları olan Seda Arun. Seda Arun’un, annesini ziyaret ettiği bir gün babasının mektuplarını okumasıyla başlar her şey. Sabahat Hanım’ın yıllarca çeyiz sandığında sakladığı Özdemir Asaf’ın mektuplarında, uzun yıllar büyük bir tutkuyla sürmüş gerçek bir aşk hikayesine şahitlik edebilirsiniz.

“Sana mektup yazmaya lüzum kalmayacak olan zamanları düşünmek; seni daima görebileceğim günleri hatırlamak; bana verdiği sarhoş edici, çıldırtıcı heyecanlı zevkleriyle senin yakınında bulunmak tehlikeli olabilecek derecede beni sevindiriyor. Hatırla ki: … O acı öldürebilirdi, bu sevinç öldürebilir.”

 

HER ŞEY

Abidin Dino Güzin Dikel 

Abidin Dino ile dilbilimci, çevirmen ve yazar Güzin Dikel 1943 yılında evlendi ve Dino’nun ölümüne kadar ayrılmadılar. Güzin Dino onun için ‘her şey’ demekti. 50 yıllık evlilikleri boyunca çok mutlu olmuşlardı. Bunu biz değil, 2013 yılında, ölümünden kısa süre önce verdiği bir röportajda “Çok mutlu olduk biz, çok mutlu yaşadık” diyen Güzin Dino söylüyor.

Birbirleri için yazdıkları mektuplar, Abidin Dino’nun Güzin Hanım’a yazdığı “Can, sensiz her şey renksiz” cümlesinden ilhamla, “Sensiz Her Şey Renksiz”, adıyla kitaplaşır. Bu aşkı en iyi anlatan ve aşka ilham satırlardan bazıları:

“Güzinim, sensiz hiçbir şeyin tadı yok, tatsızlıkların bile…”

“Ne iğne, ne hap, ilaçların ilacı sensin.
sanırım en önemlisi, damla damla sevgili gözlerin. iyileşeceksem onlar iyileştirecek.”

“Sevgilim, sensiz geçirdiğim her saniyeye kızıyorum, zar zor bir ay geçti, dişimi sıkıp sabrediyorum ama alışamadım gitti sensizliğe. bereket versin seni öylesine sindirmişim ki içime, uzak da olsan yalnız değilim büsbütün.

mektubuna katıldım gülmekten (komşular delirdim sanmışlardır). bre aptal, seni sevmekten başka hiçbir “önem”im yok! ya da senin tarafından sevilmekten başka…”

 

 

 

Be first to comment