Özgür Bakar ile Korku Sineması

Türk sinemasının içinde ama içinde bulunduğu sinemanın normlarının dışındaki yönetmen Özgür Bakar’a korku sinemasını, zorluklarını ve sosyal medyanın sinema üzerine etkisini sorduk.

_DSC7202 copy

Türk sinemasının hakimi komedi, sonrasında dramlar geliyor ve nadir de olsa korku filmleri… Yeşilçam dönemine bakıldığında süper kahraman filmlerinden western’lere geniş bir yelpazede bir üretim görüyoruz. Sence Türk sineması tür filmlerini neden kaybetti?

“İnsanlar zaten sıkıntılı günler geçiriyor ve sinemaya gidecekse gülmek istiyor” diye izleyici üzerinde algı yönetimi yapılıyor. Bu aynılaşma ve konu kısırlığı televizyon için de geçerli. 20 yıl önce anne babalarımız dünya dizilerini takip ediyordu. Mavi Ay, A Takımı, daha önceleri Kaçak, Dallas. Pazar geceleri dünya sinemasının en iyi örneklerini izlerdik. Gelinen nokta içinde bir tekelleşme oluştu. Komedi ve dram türünde de birkaç firma ve birkaç isim dışında başarılı olmanız sadece istisna. Sinema salonunda afişinde tanımadığımız oyuncuya, yönetmene şans vermemeye yönlendirildik. Farklı bir afiş denemesine bile izleyicinin teveccühü yok. İlk filmimi afişi yüzünden yabancı film sanıp girmeyenler oldu.

Korku filmlerinle tanınıyorsun ancak sektöre girişin mizah ağırlıklı projeler ve TV işleriyle olmuş. İnsanları korkutmaya nasıl karar verdin?

Karikatürden geliyorum; birçok komedi dizisinde, programında yazar olarak çalıştım. Kendi halinde eleştirileri olan, kahkaha attırmaktan ziyade ağızda güzel bir tat bırakan komedi filmleri yapmak istiyordum. Böyle kısa filmler çektim fakat dediğim tarzda bir filmin geldiğimiz noktada karşılığı olmadığından emin oldum. Kendi lüksümü yaratırken sinemadan nasıl kopmam diye düşünürken korku dünyasıyla tanıştım. Komedi yapıp başkasını eğlendireceğime kendim eğlenmeye karar verdim; plastik makyajlar, canavarlar, cüceler, ses ve ışık oyunları… Kendi sirkimi yarattım, eğleniyorum.

Türk sinemasında en zalim eleştirileri korku filmleri alıyor. Sen de bu eleştirilere maruz kalmışsındır. Bunlar arasında en haklı ve haksız buldukların hangileri?

Korku izleyicisinden değil, genel izleyiciden eleştiri alıyorum. Korku izleyicisi halinden memnun; öyle çok ulu orta olumlu olumsuz eleştiri yapan bir cenah değil. İyi kötü çok fazla ayırt etmeden Türk korku filmi gördüğü an gidiyor ancak bu konfora yaslanan korku yönetmenlerini çok ağır eleştiriyorlar. Ben işimi ciddiye alıyorum, benim sinema anlayışıma göre seyircinin tatmin olması en önde geliyor. İzleyici komedi filmi ise maksimum mutlu, korku filmi ise maksimum gergin çıkmalı salondan. Haksız eleştirileri genelde bu tür hatalar yapanlar alıyor ve ben bu konuda seyircinin yanındayım. Bana yapılan ağır eleştirileri de süzgeçten geçiriyorum.

Yönetmenliğin yanında kısa filmleri bir araya toplayan Film Fabrikası portalının da kurucususun. Kısa filmlerin hayatında ayrı bir yeri var…

Bu ülkede kısa filmler romantik bir arayıştan öteye gitmiyor. Uzun metraj için amatör bir hazırlık gibi maalesef… Ben kısa film çekerken hiç bu bakış açısıyla çekmedim. Zaten profesyonel yazar olarak sektördeydim ve kısa film dünyası içinde çok mutluydum. Aynı zihniyetteki arkadaşlarımla herkesi kendi bakış açımıza çekmeyi hedeflediğimiz alternatif bir alan yaratmaya çalışıyorduk. 2005 yılında internet üzerinden böyle bir yer kurduk. Kendi çektiklerimizi paylaştık, birbirimizi eleştirerek geliştirdik. İşin okulunu okumamış biri olarak son derece dolu bir eğitim havuzu yaratmak istedim.

Uzun metraj yapımlarda dahi istisnaları saymazsak film sürelerinin gitgide kısaldığını görüyoruz. İnternet kullanıcısının alışkanlığı da giderek daha kısa videolar izlemek yönünde evriliyor. Hatta Vine’da bu süre 6 saniyeye kadar düşüyor. Tüm bu değişimler senin kurgunu ve gözünü nasıl etkiliyor?

Film sürelerinin kısalmasının nedenini tüketici odaklı sinema ve tüketici alışkanlıkları; çağın vebası “sabırsızlık”. Vine tarzı videolar komedi anlayışımızı çok değiştirdi ama bunu genele yayamam. Ülkenin en çok izlenen komedi filmlerinin kurgularına hikayelerine baktığımız zaman hala ana akımın kuralları işliyor. Bense korku filmi yaptığım için kurgu anlayışını dinç tutmam gerekiyor.

Bir film karakteri inşa edilirken oyuncu ve oyunculuğunun yanında giydikleri de onun temel parçaları haline geliyor. Sen sinema-moda ilişkisine nasıl bakıyorsun?

Filmin en önemli departmanlarından biri tartışmasız kostüm. Bir oyuncunun ne giydiği, yapacağımız ışıktan arka fondaki duvarın rengine kadar etki ediyor. Sinema-moda ilişkisinde sinemanın ağırlığını daha fazla görüyorum. Sağlam bir film karakteri ile o sene kaşmir ceketleri yok sattırabilirsiniz. Oyuncunun kıyafeti bizim için dramatik bir anlatım biçimi. Genç bir karakterin kotunun yırtık olması veya olmaması arasında ciddi bir karakter anlatım farkı var. Bazen karakteri sayfalarca konuşturmak yerine hafif bir dekolte ile tümüyle tanıtabilirsiniz.

Filmlerde veya dizilerde yılı bilmesek bile hikayenin hangi dönemde geçtiğini kıyafetler sayesinde anlayabiliyoruz. Bir dönem filmi çekecek olsan sen ne zamanı tercih ederdin? Niye?

1940-50 arası dönemde İstanbul hikayesi çekmek isterim. Edebiyat tutkum beni o dönemin yazarlarına, o yazarlar da beni Beyoğlu’na götürüyor. Her daim kirli duran ceketler, şapkalar… Çok sinematik.

_DSC7224 copy

_DSC7216 copy

Röportaj: Ali Murat Ergül
Fotoğraflar: Özkan Önal
Styling: NetWork
Yer: Moda Parkı
Özgür Bakar’ın NetWork kabanı, kazağı ve eldiveni için tıklayın.

Be first to comment