Ozan Açıktan’la Reklamdan Sinemaya

_DSC3883 copy

Reklam yönetmenliğiyle başlayıp ona sadık kalarak yükselen bir sinema kariyeri… Yönetmen Ozan Açıktan ile son filmi Silsile ve stilin sinemadaki yeri üzerine yedi soru, yedi cevap.

 

Roman Polanski ile bira, Orhan Pamuk’la kahve ve Melih Cevdet Anday’la rakı… Sıra dışı tanışmalar belirlemiş kariyerini.

Geçenler de tam da bunu düşünüyordum. Varşova Film Festivali’nde hem jüri üyesi oldum, hem de filmim Silsile gösterildi. Seyircilerle tanıştık konuştuk, Polanski ile tanışmamı ve sohbetimizi anlattım. Hiçbir seyin sadece kendimizle alakalı olduğunu düşünmüyorum. Çevremiz doğanın kanunlarıyla, zamanla, başkalarının seçimleriyle kısaca bizden daha büyük bir şeyle örülü. Ben bu örgünün özel düğümlerine denk geldiğim için kendimi çok şanslı görüyorum.
Portfolyönün çoğunu reklam filmleri ve kısa filmler oluşturuyor, Kristal Elma’ların var. Reklam kökenli yönetmenlerin genelinin aksine uzun metraj yönetmenliğinin bir üst aşama olmadığını söylüyor, “Reklam yönetmenliğinden de zevk alıyorum, filmden de” diyorsun. Bu mecralarda seni motive eden unsurlar neler?

Reklam filmlerinde beni motive eden şey öncelikle seçtiğim ve sevdiğim işi yapabilme ayrıcalığına sahip olmak. Zor zamanlarda kendime soruyorum; “Başka bir yerde olmak ister miydim” diye, yanıt hiç “Evet” olmuyor. Türkiye reklam piyasasına girdiğim yıl çok şanslı bir başlangıç yakaladım. Bu rüzgar da beni daha high-end ve görece korunaklı işler yapma yolunda destekledi, sonra da uzun metrajlar geldi. Sonuçta benim yaşam alanım bu meslek, sadece reklam yapmak da yozlaşmayı ya da tekrarı getirecekti. Sinema filmleri ve özellikle Silsile’den sonra da reklam filmlerinde kendimi daha rahat hissetmeye başladım.
Sinemalarımızda komediler hüküm sürüyor, senin de ilk iki uzun metrajlı filmin komedi. Sektör sıkça “İnsanları güldürmek zordur” klişesine sarılıyor. Sence bu duruş samimi mi?

Bence işin içinde sektör kelimesi varsa, samimiyet aynı ligde oynayamaz. Çünkü eninde sonunda bir ticaretten bahsediyoruz. Türkiye sineması, değerli komedyen-yazar-şair-oyuncu-yönetmen’lere çok şey borçlu. Onlar sinemanın karlı bir iş olabileceğini ispat ederek yolumuzu açtılar. Bizim seyircimiz gülmeye gittiği için sinema hareketlendi, sonra arada Çağan (Irmak) çıktı “Babam ve Oğlum” dedi… Bir baktık ki yılda 50 milyon bilet satılıyor en çoğunu da bizim filmler yapıyor. Sektör dallanıp budaklanıyor artık. Nuri Bilge (Ceylan) de sağolsun, BKM de, Çağan da, Yavuz Turgul da, Düğün Dernek’çiler de, Onur Ünlü de…

 

Eleştirilere bakılırsa Silsile filmografinin en beğeni alan filmi. Inarritu, Haneke, Coenler, Scorsese, Cassavetes gibi referans noktaları var. Türk sinemasından referans aldığın isimler de var mı?

Türk sinemasında referans aldığım kimse yok ama İnan Temelkuran’ın Bornova Bornova’sını ben çekmiş olmak isterdim. Yukarıda saydığınız isimler de aslında herkesin referansı olabilecek kadar geniş bir yelpaze, benim pek aklım başımda değilken konuştuğum isimler gibi… Ben Silsile’de sadece thriller ile melodramı yan yana getirmeye çalıştım.

 

Tom Ford’un A Single Man’inden Gilda’ya, Grease’den Wes Anderson’ın kendine özgü karakterlerine görüyoruz ki stil sinemaya, sinema stile esin kaynağı. Seni bu özelliğiyle etkileyen filmler, karakterler hangileri?

Şimdilerde Batı’nın tasarım kültüründen başka ihraç edecek bir şeyi kalmadı gibi. Dünya meselelerinde harcadıkları mesailer, yazdıkları kitaplar, sahip oldukları demokrasi ve artık kendi hakları için kavga etmiyor oluşları, elbette ihtiyaçlar hiyerarşisinde ‘estetik’i başa taşıdı. Stil görsel anlamda filmlerin içinde hep belirgin ve mühimdi. Godard’ın Jean Seberg’i ve giydiği t-shirt gibi, sinema karakterlerle ikonik oluyordu. Şimdilerde ikonik görseller de kendi başlarına başrol sahibi… Bu güzel ve çeşitlilik veren bir şey. Beni etkileyenler hangisi deyince konuşmak zor ama Fincher’ın The Girl With Dragon Tatoo’sunun styling’i beş yıldız sanki…

 

 Yönetmenliğin yanında çektiğin filmlerin senaryolarında da imzan var. Bir karakteri, kimliğini yaratırken giyim tarzını da kurguluyor musun? Stili bir karaktere dair neler söyler?

Bu sularda gezinmeyi yeni yeni öğreniyorum aslına bakarsanız. Stilin kimlikle ne kadar da ilgili olduğunu bilmek başka bir şeymiş, bunu gerçekleştirmek başka bir şey. Karakter ve onun filmde nasıl göründüğü arasındaki ilişki filmin bas gitar kompozisyonu gibi. Bütün hikayenin inandırıcılığı ve derinliği çok büyük oranda buna bağlı.

 

Kamera arkasındaki biri olarak senin modayla aran nasıl? Gardırobunda neler bulunur?

Hemen hemen her şey. Uzun pardösü ve paltolara özel bir ilgim var. İyi yapılmış, özel deri botlara doyamam, birbirine benzeyen 7-8 çift botum var. Kamera arkasında çalışmak için ise kayak kıyafetleri ince ve güzel. Bunların dışında bu ara gündelik ceketlere sardım. Güneş gözlüğü de gerçek bir zaaf.

 

Röportaj: Ali Murat Ergül
Fotoğraflar: Özkan Önal
Styling: NetWork
Yer: Minoa

Be first to comment